Saint Paul de Vence Köyü Provence Apes-Côte d’Azur bölgesinde bulunmakta. Nice şehir merkezinden 22 km uzaklıkta bulunan büyüleyici, masalsı bir Fransız köyü. Ortaçağ surlarının dar sokakları çevrelediği Paul de Vence bin yıldan fazla bir geçmişe sahip. Surların üzerinde dururken, Alpler’in, tepelerin ve Akdeniz’in manzarası gerçekten muhteşem. Gül bahçeleri, zeytin ve portakal ağaçları ve manzarayı süsleyen bağlar, bize Saint-Paul’un güzelliklerini kendince fısıldıyor sanki.

19. yüzyılda tepeler çiçeklerle, asmalarla ve zeytin ağaçlarıyla kaplıymış. 20. yüzyıl başlarken köyün kahverengi taşları, kırsalın renkleri ve Güney Fransa’nın ışığı ressamları köye çekmiş. Sanatçılar ilk olarak 1920’lerin başında Saint-Paul’e gelmeye başlamışlar. Öncü sanatçılar bu köyde ilham perileriyle buluşmuşlar. Bu huzurlu köyde, Akdeniz’e has inanılmaz zenginlikteki renkler, gölgeler ve ışık tarafından cezbedilmişler.

Köyün hemen girişinde köylülerin yüzyıllardır bir araya gelmeyi sevdiği asırlık çınar ağaçlarıyla çevrili efsanevi bir meydan var. Yves Montand ve Lino Ventura burada büyük demir bilyelerle Petang oyununu oynamışlar. Burada bulunan Cafe du Place’in terasından eşsiz manzarayı seyretmişler. Diğer Tarafta ise Colomb d’or adlı bir cafe daha var. Matisse, Chagall, Picasso gibi isimler buranın keyfini çıkaran 20. Yüzyılın önemli ressamlarıymış.

Bu meydandan şehrin içine yönelip dönüşte surları ve manzarayı izleyerek turlamak çok keyifli. Saint-Paul de Vence’in sokakları, arnavut kaldırımı taşlarıyla belediye başkanı tarfından 1950’lerin başında , Provence geleneğine uygun olarak döşenmiş.

Kasabanın ruhunu anlamak için yapmamız gereken tek şey dar sokaklarda kaybolmak. Ancak tüm yollar bizi köyün kalbindeki çeşmeye çıkarıyor. Şair Verlaine’in dediği gibi köyün gümüş renkli çeşmesi halen şarkısını mırıldanmaya devam ediyor. Köy ufukta belirdiği andan itibaren su her yerde. Chapelle Sainte-Claire’e bakan çeşme, Saint-Paul de Vence’i koruyan anıtsal bir heykelmiş gibi duruyor. Pürüzsüz fıskiyelerinden fışkıran su, susamış ziyaretçilerini ferahlatıyor.

Rue Grande sokağına girdiğinizde ortaçağın ihtişamlı köy evleri sizi karşılıyor. 71 numara sokağa bakan tek pencereli 16.yüzyıldan kalma üçgen çatılı güzel bir ev. Biraz ilerisindeki 92 numaralı ev köyün önemli ailelerinden Alziary’lerin malikanesiymiş. Honore Alziary Saint Paul’un yargıcıymış bir zamanlar.

Rue Grande de sanatçı stüdyoları, sanat galerileri, butikler, el sanatları ve hediyelik dükkanlarını ziyaret edip, alışverişin keyfini çıkarmakta fayda var. La placette de akan suların şırıltısıyla ferahlayıp yakındaki 9 numaralı şık galeri Jean Carre görülmeli. Bu şık galerinin ortaçağda bir ahır olarak kullanıldığını bilgi olarak ekleyelim.

Köyün meydanındaki Grand Fontaine çeşmesi ve çevresi pazar meydanıymış. Hemen yanında bir zamanlar köyün kadınlarının çamaşırları dövüp yıkadığı tonozlu çamaşır evindeki serinliğin keyfini çıkarın. Köyün dört bir yanındaki ortaçağdan kalma güneş saatleri size bir mola vermeniz gerektiğini hatırlatıyor gibiler sanki.

Çeşmeden sağa dönüp Montee de la Casteia’ya doğru çıktığınızda 2 numaralı yapı Simon Signoret ve Yves Montand aşkına tanıklık etmiş bir evmiş. Hep bu evde kalmışlar Saint Paul’a geldiklerinde.

Buradan yukarılara doğru devam ederseniz 14-16 yüzyıllar arasında inşa edilen kilise ve meydanına ulaşırsınız. Burada şato, Saint Paul’un “Mairie”si yani belediye binası ve Folon şapeli bulunur. Folon Şapeli’ni ziyaret ederseniz Jean Michel Folonby’nin hayranlık uyandıran tasarım çalışmalarını keşfedebilirsiniz.

Marc Chagall, Joan Miro, Picasso, Dali, Yves Montand gibi sanatçılar ilham almak için köyü sıklıkla ziyaret etmişler. Bazıları köyde geçirdikleri güzel zamanın karşılığını eserlerini köye hediye ederek ödemişler.

Köye Porte de Vence kapısından girip ortaçağ sur mimarisine dokunmakta fayda var. Bu kapı ve Surlar bize tarihte Saint Paul de Vence’in önemli bir sınır kalesi olduğunu anımsatıyor. Saint Paul de Vence surları 16. Yüzyılda 1. Francois’in emriyle inşa edilmiş.

20. yüzyıl boyunca aktörler, sanatçılar ve yazarlar Saint-Paul’ü canlı bir kültür merkezine dönüştürmüşler. Bazıları sadece gelip geçerken, diğerleri yerleşmeye karar vermiş. 1950’ler ve 60’lar köyün altın çağıymış. Saint-Paul, Nice’deki Victorine film stüdyoları ve Cannes Film Festivali tarafından Fransız Rivierası’na çekilen Fransız ve yabancı film yıldızlarına ev sahipliği yapan muhteşem bir film seti haline gelmiş

Jacques Prévert, Saint-Paul’de yaklaşık on beş yıl kalmış ve köyün tam merkezindeki La Miette adlı küçük bir evde yaşamış. Köy Henri-Georges Clouzot ve André Cayatte gibi diğer film yönetmenlerini kendine çekmiş. James Baldvin burada yaşamış. Sanatçılar genellikle köyün çevresindeki kırsalın huzur ve sessizliğini tercih etmişler. Hatta sanatçı Marc Chagall son yıllarını (1966-1985) Saint Paul’de geçirmiş ve buraya gömülmüş. Köyde yüzyıllardır varlığını sürdüren selvi ağaçları onun eşi Vava ve eşinin kardeşi Michell ile yanyana yattıkları ebedi ikametgahlarını halen serinletiyorlar.

Saint-Paul de Vence, bir asırdan uzun süredir sanat ve kültür merkezi kimliğini koruyor. Ünü artık Fransız Rivierası sınırlarının çok ötesine uzanıyor; 1964 yılında açılışı yapılan ünlü Maeght Vakfı ve 2008 yılında açılan Jean-Michel Folon tarafından dekore edilen şapel sayesinde ünü her geçen gün artıyor. Günümüzde de tüm sanatçılara ilham vermeye devam ediyor

