Angkor Wat Tapınağı

Kamboçya’nın Siem Reap şehrinin 5 km. kuzeyinde dünyanın en gizemli tapınaklarından biri bulunuyor. Kimer İmparatorluğu’nun ve tanrılarının sırlarını saklıyor. 12. Yüzyılda Kimer kralı II. Suryavarman tarafından yaptırılmış olan tapınak ve çevresi yaklaşık 200 km. bir alana yayılıyor.

Tapınağın ortasında bulunan lotus kulesi, Hinduizm’de tanrıların evi kutsal Meru dağını sembolize ediyor. Lotus çiçeği şeklinde yapılan diğer dört kule ise Meru Dağı’nın beş ayrı zirvesini temsil etmekte. 1300×1500 metre büyüklüğünde, cennetin küçük bir modeli şeklinde yapılan tapınak ve çevresindeki 195 metre genişlikteki hendekler, kutsal mekanın savunma ve korunma amacıyla da yapılmış olduğunu düşündürüyor.

Tapınağın bazı bölümlerinde sekiz yüz metre uzunluğunda kesintisiz rölyefler bulunuyor. Bunlar sonradan kumtaşlarının üzerine bir dantel gibi işlenmiş. Tapınakta Hindu sanatı etkisi açıkça görülüyor. Özellikle Hinduizm’in Mahabbarata destanında anlatılan sahneler birçok yerde karşımıza çıkıyor. Ayrıca günlük yaşamdan kesitler, festivaller, kutlamalar, av ve eğlence sahneleri de bulunuyor. Çok sayıda dansçı motifi göze çarpıyor. Duvarlarda Kral 2. Surwayaman ve savaşları da resmedilmiş. Savaşçı bir karaktere sahip olan Survayaman amcasının iktidarını güçle ele geçirip kral olur. Bu nedenle Brahman rahipleri memnun etmek amacıyla tapınağı ince bir işçilikle süsler.

Sadece gün dönümlerinde ortadaki kulenin tam ortasındaki bir delikten 30 metre aşağıdaki bulunan odaya güneş ışıkları direk iniyor. Kral Survayaman bu bölümü kendisine mezar odası olarak yaptırmış. Angkor Wat tapınağı Tanrı Kral Survayaman ve Kimerliler’in ruhlarını göğe ulaştırmak üzere yapılmış bir tapınak. Bu nedenle mekanın ana kapısının diğer tapınakların aksine batıya baktığı düşünülüyor. Tanrı kralın ruhunu huzura kavuşturmak için.

Kral Surwayaman 32 yıl ülkeye hükmetmiş. Bu kadar muazzam bir yapıyı yaptırması için yüzbin işçi ve altı bin fil kullandığı düşünülüyor. Angkor’da 10 tona kadar çıkan taşlar var. Tapınakta 6 milyon kadar  taş kullanılmış. En yakın taş ocağı 40 km. kadar uzakta bulunuyor. Bu taşlar Angkor Wat’a nehirden sallarla getirilmiş. Tapınak bölgesine ise filler tarafından taşınmış.

12. yüzyılda Lotus çiçeğini simgeleyen altın kaplama kulelerden, Buda’nın aydınlanlanmasını temsil eden kutsal bir ışık yayılıyormuş etrafa . Tüm krallığı aydınlatan tanrısal bir ışık.

Angkor Wat tapınağı Angkor şehrinin tam merkezinde yer alıyor. Kimerliler demiri üretmeyi biliyorlardı. Angkor’a en yakın demir madenleri ise 128 km. uzaklıktaki Hui bölgesindeydi. Arkeologlar restorasyon çalışmalarında kullanılan demir filizini halen aynı bölgeden çıkarıyorlar. Kimer İmparatorluğu üstün metal teknojisiyle ürettiği silahlarla tüm Hindi Çin’i 22 yıl gibi kısa bir sürede fethetmiş. Angkor Wat Tapınağı bu zaferlerin ve tarımsal zenginliğin yarattığı muazzam gücü gösterme kaygısıyla inşa edilmiş.

Angkor Wat tapınağında kullanılan taşlar harç kullanmadan birlestirilmiş. Taşlar demir kelepçeler kullanılarak birbirlerine adeta kilitlenmişler. Beton kullanmamışlar. Beş milyon taş bloğu yalnızca demir kilitlerle birleştirip, 50 hektara yayılan dünyanın en geniş tapınağını ve onun 64 metreye ulaşan kulelerini inşa etmişler.

Aklımıza hemen şu soru geliyor; Peki böylesine yağışlı, bataklık bir alanda bu denli ağır ve muazam bir yapı neden batmadı, çökmedi veya çamura gömülmedi?

Bu sorunun cevabı laterit ( topuk taşı). Bizdeki ponza taşı gibi süngerimsi bir dokusu olan ve rahatça şekil verilen laterit taşı, yapınının temelinde ve iç kısımlarında kullanılmış. Laterit yapının temelinde su ve çamurla karşılaşınca zamanla beton gibi su geçirmez sert bir katman olusturmuş. Bu sert katman yapının ağırlığından dolayı batmasını ve çökmesini engellemiş. Bu muhteşem tapınağın günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmasını sağlamış. Yapının bu özelliği Kimer mimarlarının devasa yapılar konusunda oldukça uzmanlaştıklarını gösteren bir kanıt. Yapının dış kabuğunda ve duvarlarında ise kumtaşı kullanılmış. Rölyefler ise inşa aşaması tamamlanınca kumtaşı üzerine ince bir nakış gibi işlenmiş.

Angkor merkezli Kimer Krallığı ve medeniyeti dört yüz sene önce esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuş. Bu konuda maalesef günümüze hiçbir bilgi ulaşmamış. Elbette bölgenin popularitesini kaybetmesinde 14. yüzyılda başkentin Phnom Penh’e taşınmasının önemli bir yeri var. Ancak daha sonra bölge tamamen boşaltılmış. Arkeologlar uzun süren bir kuraklık, salgın hastalık, sel veya savaş gibi nedenlerle Angkor’un terkedildiğini düşünüyorlar. Tapınak 1858’de Fransız doğa bilimci Henri Mouhot tarafından yeniden keşfedilir. Üzerinde toplanmış topraklar, ağaçlar ve otlar, 20. yüzyılda temizlenir. Yapıyı bitki örtüsü ve toprak çok iyi korumuş ve günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Kuzeyindeki Angkor Thom  antik şehri ile birlikte 1992 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmiştir. Ülkeye gelen turistlerin en çok ziyaret ettiği yerdir.

Angkor Wat önce bir Hindu tapınağı olarak Hinduizm’in koruyucu tanrısı Vishnu’ya adandı. Daha sonra Budistler tarafından Budist tapınağı olarak kullanıldı. Bir zamanlar tapınağın ortasındaki Vishnu heykelinden akan su, tapınağın içindeki kutsal havuzlarda toplanırdı. Hindular ve Budistler bu suyu arınmak için kullandılar.

Hergün binlerce Budist rahip Angkor Wat’a meditasyon için geliyor. Günümüzde bile önemini koruyan yapı Kamboçya’nın en kutsal tapınağı ve ülke halkının manevi merkezidir. Bu nedenle Kamboçya bayrağının ortasında tapınağın bir resmi bulunmaktadır.

Tapınağa yaklaşırken, özellikle sabahın erken saatlerinde tapınağın sudan yansıyan görüntüsüyle enfes fotoğraflar çekebilirsiniz. Eğer turuncu kıyafetli Budist rahipleri de bu çerçeveye alırsanız, inanılmaz egzotik ve tapınağın gizemli havasını yansıtan kareler yakalayabilirsiniz. Müze Bölgesi sabah çok erken açıldığı için burada güneşin doğuşunu da izlemenizi tavsiye ederim. Angkor Wat tapınağını gördükten sonra özellikle üzerindeki yüz figürleriyle tanınan Bayon tapınağını, Tomb Raider filminin çekildiği Ta Prohm tapınağını, ve Ta Som tapınağını da ziyaret edebilirsiniz.

Yorum bırakın